MARKA HİKAYELERİ

İMAM ÇAGDAŞ'IN 116 YILLIK ÖYKÜSÜ

Uzun Çarsı 14 Numara. Bugün artik bir efsaneye dönüşen, Gaziantep'in en eski lezzet mekanı İmam Çağdaş' ın 116 yıllık öyküsünün adresi. Bu adreste aynı zamanda ‘iyi baklavanın sırrı'  da yöresel bir hikayeyle anlatılıyor.

İmam Çağdaş’ın tarihi 1887 yılına uzanır. Halep'ten gelen Hacı Hüseyin Efendi (Çağdaş) kentin 34. esnafı olarak Maarif' te bir dükkân açar. Daha sonra Gaziantep Kalesi'nin yerleşim alanı olarak ihtiyaca cevap vermemesi üzerine çevrede birçok han yapılır ve kentin ilk çarsısı olan Uzun Çarsı kentin merkezi olur. Hacı Hüseyin Efendi de 1898 yılında Uzun Çarsı' ya taşınır.

Hacı Hüseyin Efendi'den sonra isi devralan ve müesseseye ismini veren İmam Usta, vefat ettiği 1964 yılına kadar lezzet merkezi olma geleneğini sürdürür. İmam Usta' dan sonra da oğlu Talat Çağdaş bayrağı devralır. Bugün 116 yıllık aile şirketini, babası İmam Usta' nın titizliği ile Talat Çağdaş ve oğlu Burhan Çağdaş birlikte yaşatıyor.

İse yeni başlamış gibi taze bir heyecan ve lezzet üretmenin mutluluğu ile öğleye kadar önlüklerini giyip baklavaya şerbet veriyor, sonra da müşterileriyle yakından ilgileniyor, sohbet ediyorlar.

İyi Baklavanın Sesi
İmam Usta’nın torunu ve aile şirketinin bugünkü yöneticisi Burhan Çağdaş 'iyi baklavanın sesi'ni yöresel bir hikâyeyle birlikte söyle anlatıyor:

İki rakip baklavacı birbirlerine dünür olmaya karar verir. Oğlan evi toplanıp kızı istemeye gittiğinde, tabii baklava ikram edilir. Yenilip içilir ve oğlanın babası eve dönerken çocuklarına sorar: “Baklavanın bir kusuru vardı. Bilene bir altın vereceğim.”

Çocuklar hemen atılır.

· Baklavanın kıvamı gevşekti; 'Cık',

· Hamuru sertti; 'Cık',

· İyi pişmemişti; 'Cık',

· Kaymağı fazlaydı; 'Cık'...

Çocuklar sonunda pes eder. “Peki, hatası neydi? Sen söyle” derler.

Baba da açıklar:”Baklavayı ağzınıza alıp ısırdığınız an 'hırs' sesi duyulur. Onların baklavasını ısırdığında ‘cılk' diye ses çıkıyordu...

MERCEDES'IN LOGOSU

Şirket logosunu yıldız olarak tasarlamak ve kullanmak, Gottlieb Daimler'in iki oğlu, Paul ve Adolf Daimler tarafından önerilmiş. Sebebi ise, babalarının bir zamanlar ev dekorasyonunda ve aile içi yazışmalarda yıldız sembolü kullanması olmuş.

Şirketin kurucusu Gottlieb Daimler 1872'den 1881'e kadar “Deutz” adi altında bir gaz motoru fabrikasında teknik müdür pozisyonunda çalışmış. Daimler, buradaki görevine başladığı zamanlarda “Cologne” ve “Deutz” firmalarının logolarında ve özel günler için tasarlanmış kart postallarında bulunan yıldız amblemini kendi evinin girişine asar ve esine bu yıldızın bir gün kendi kuracağı fabrikanın refahı için ışıldayacağını söylermiş.

Haziran 1909'da, Mercedes firması 3 ve 4 köseli yıldızlar olmak üzere iki farklı ticari logo daha tasarlayarak bu logoları da tescilletir. Her iki tasarım da hukuksal olarak korunmasına rağmen, şirket 3 köseli yıldızı kullanmaya başlıyor ve 1910 yılına gelindiğinde bu amblem, radyatör tasarım parçası olarak üretilip arabalara monte ediliyor.

Mercedes için bu 3 köseli yıldız amblemi, Daimler ailesinin havada, karada, suda olmak üzere evrensel boyutta kurumsallaşmasını temsil ediyor.

Geliştirildiği yıllar boyunca bu logoya önce
‘Benz' isim halkası ekleniyor, 1923'te de 3 köseli yıldız bir daire içine yerleştirilerek logolar tescilleniyor. Tüm bu değişikliklerden sonra çok fazla değişim görmeksizin bugünkü güçlü sembolüne bürünen Mercedes logosu, Mercedes-Benz markasının ayrılmaz bir parçası haline geliyor.

Kaynak:markademi.com

BIKINI 60. YASINI KUTLUYOR

“Bikini” adi kimilerine göre Latince'de “iki” anlamına gelen “bi” ile mayoların üretildiği kumaş olan lycra'nin santimetrekaresi anlamına gelen “kini” nin birleşiminden oluşuyor. Kimileri ise bu adin ilham kaynağının o yıllarda atom bombası denemelerinin yapıldığı Pasifik'teki mercan adası Bikini'den geldiğini öne sürüyorlar. Rivayete göre bikiniyi icat eden Louis Reard, yeni keşfinin atom bombası gibi muazzam bir sok yaratacağını düşündüğü için bu adi seçmişti.

1945 yılı, dünyaya atom bombasıyla gelmiş, Japonya’nın üzerine çöken kara bulutlar belki savaşın sonunu getirmiş ancak tüm dünyayı da derinden sarsmıştı. İnsanlar artik yaralarını sarmak ve yasamdan keyif almak istiyorlardı.

Takvimler 1946'yi gösterdiğinde Paris'te iki modacı aşağı yukarı ayni tasarım üzerine kafa yoruyordu. İkisi de kadınlar için tasarladıkları ve henüz adini koyamadıkları bir yüzme kıyafetinin peşindeydiler. Önce davranan Jacques Heim oldu. Onun, boyutlarından dolayı “Atom” adini verdiği ve “dünyanın en küçük mayosu” olarak lanse ettiği kreasyonu henüz soğumadan, moda piyasası bu kez aslen otomotiv mühendisi olan ama annesinin iç çamaşırı mağazasını isleten Louis Reard'in tasarımı ile çalkalanacaktı. Onun sloganı daha da iddialıydı: “dünyanın en küçük mayosundan da küçük mayo!

Piyasaya ilk çıktığı yıllarda İspanya, Portekiz, İtalya gibi Katolik ülkelerde yasaklanan bikinin, ABD'de kabul görmesi içinize aradan 15 yıl geçti.

50'li yılların sonunda ise sinema Brigitte Bardot, Ursula Andress ve Raquel Welch ile birlikte bikininin başarısına katkıda bulundu. Ipkini, bandını, camikini, monokini, mayokini gibi pek çok yeni kreasyona ilham kaynağı olsa da bikini, bir süre sonra tasarımın en önemli özelliği olan “yenilik' vasfını kaybederek gelenekselleşti. 50'li yılların sonunda ise sinema Brigitte Bardot, Ursula Andress ve Raquel Welch ile birlikte bikininin başarısına katkıda bulundu. Ipkini, bandini, camikini, monokini, mayokini gibi pek çok yeni kreasyona ilham kaynağı olsa da bikini, bir süre sonra tasarımın en önemli özelliği olan “yenilik' vasfını kaybederek gelenekselleşti.

KODAK NASIL YARATILDI?

Kodak’ın isim babası George Eastman'in gençliğinden beri en sevdiği harf kuvvetli ve keskin okunduğu için “K” harfiymiş. Eastman markası için “K” ile başlayan ve biten bir kelime oluşturmayı düşünürken ortaya Kodak” çıkmış.

George Eastman, bugün dijital fotoğrafçılık alanında en bilinen markalardan biri haline gelen Kodak ismini, ticari marka olarak tescil ettirebilmek için İngiliz Patent Ofisine su açıklamayı yapmış:“ Kodak ismi yabancı bir özel isim veya kelime değildir, benim tarafımdan belirli bir amaca hizmet edebilmesi için oluşturulmuştur. Ticari bir marka ismi olarak su değerlere sahiptir.

· Kısa
· Yanlış telaffuz edilmesi zor
· Bilim dallarındaki diğer isimlere benzemediği gibi hiçbiri ile de ilişkilendirilemiyor.
”

George Eastman 100 yıl önce patent ofisine yaptığı bu açıklama ile ayırt edici, akılda kalıcı ve tescil edilebilir marka yaratmanın değişmeyen ilkelerini bize bir kez daha hatırlatıyor.

BASIMIZA BELA OLUR DEDILER AMA O IDDIALI BIR MARKA OLDU (collezione)

İlkokul birinci sınıfta, Express gazetesi satarken sevimli bir fotoğrafını bastılar gazeteye. Altına da, "İlerde ne olur belli olmaz, belki ülkeyi yönetir, belki de basımıza bela olur" yazdılar. İkisi de olmadı. Büyük bir hazır giyim şirketi yarattı. Basımıza bela değil, basarî örneği oldu.

Collezione son yılların parlayan, istikrarlı markası. Özellikle üniversite gençliğini hedef alan ve çok uygun fiyatlarıyla dikkat çeken marka, 75 mağazaya ulaştı. Önümüzdeki bir buçuk yıl içinde mağaza şayisini 150'ye çıkaracağını söyleyen, Collezione'nin sahibi Ekrem Akyigit, çok renkli bir kişilik. Çok çalışıyor, markası sektörde hızla gelişiyor ve mütevazılıği elden bırakmıyor. İste kendi cümleleri ile Akyigit ve Collezione:
"13 yasımda babamı kaybedince evin erkeği ben oldum, gazete sattım. Anneme dedim ki,"bana 10 TL ver, sana 12 TL getireyim öğleden sonra". O zaman annem de bize inandı, 10 TL verdi. Biz gidip hakikaten öğleden sonra 12 TL anneme verdik. 3 TL da bize kaldı. Bu benim ilk sermayemdi, sermayenin nasıl büyüdüğünü böyle gördük."
"Bizim hedefimiz yurtdışı pazarlar. Yani dünya çapında pazara girmek istiyoruz. Diğer büyüklerimiz yurtdışı pazarlara gidiyor, onların oturmuş sistemleri var. Altyapıları çok kuvvetli, ekonomik durumları çok kuvvetli, onlar çok rahat gideceğim diyor ve gidiyor. Ben gittiğimde orada benim rakibim H&M olmalı yurtdışında. Ben büyüyünce E&A olacağım. Yani o H&M ise ben E&A olacağım. Bilinçli bir müşteri kitlemiz var, özellikle üniversite gençliği bizi tercih ediyor. Ben ve takimim bu pazarda insanların cüzdanından kaç para alabiliriz, bir aylık maaşından daha fazla nasıl harcama yaptırabiliriz diye düşünmüyoruz. Onları güzel hissettiren ürünleri en uygun fiyata sunuyoruz. "

Kaynak:Suat Soysal-Milliyet/31.10.2004

ÇESMEDE SOLUKLANIRKEN ÖRENELLER ISMINI BULDU

Öreneller Yönetim Kurulu Başkanı Refik Aksoy, triko üzerine üretim yapmaya karar verdikten sonra uygun bir isim aramaya koyulmuş. Pek çok öneri veren olmuş ama o hiçbirini beğenmemiş. Sonra ilham bir anda, bir çeşmenin basında soluklanırken gelmiş.

Öreneller, 45 yıl önce Rıfkı Aksoy tarafından kurulmuş. Rıfkı Aksoy'un is hayatına girişi ise çok daha eski... Aksoy, öğrenciyken sabahtan okula gider öğleden sonra da pazar dolaşıp kazak satarmış. Bazen, şehir dışında kurulan panayırları da takip edermiş. Çünkü oralarda çok iyi satış rakamlarına ulaşırmış. Zamanla isin imalat ayağıyla ilgilenmeye başlamış. Triko üzerine üretim yapacağı için uygun bir isim aramaya koyulmuş. Pek çok öneri veren olmuş ama o hiçbirini beğenmemiş. Sonra ilham bir anda, bir çeşmenin basında soluklanırken gelmiş.
'Triko, örgü, ip, el' gibi kavramlar üzerinde düşünürken zihninde 'Örenseller' ismi belirmiş. Kendi kendine bu ismi tekrar etmiş ve triko isine uygun olduğuna karar vermiş. Çevresindekilerin fikrini aldıktan sonra da bu isimde karar kilmiş. Sonra sıra imalathaneyi açmaya gelmiş. 1970'te bir triko atölyesi kurmuş ve iki makineyle üretime başlamış. 1984 yılında ise bütünleşmiş bir tesis kurmuş. O zamanlar piyasadaki dört önemli triko firmasıyla yarışır hale gelmek için çok çalışmış. Kısa sürede özellikle Anadolu'da 'Örenseller' markasını tanıtmayı basarmış. 1986'da ise oğlu Refik Aksoy şirkette çalışmaya başlamış. Baba - oğul, vadelerin sekiz aya kadar uzamaya başlaması ve enflasyonun yükselmesi nedeniyle 1990'da iç piyasadan çekilme kararı almış. O günden beri ihracata yönelik çalışan firmanın en büyük pazarı İngiltere. Onu Almanya, Hollanda, Danimarka, Fransa ve İtalya takip ediyor.
Öreneller'in bugün, Marks & Spencer, Next, George (Wal - Mart Grubu'nun markasi), Topshop, Dorothy Perkins, More & More, H & M ve Guess gibi ünlü markalara triko ürettiğini belirten Öreneller Yönetim Kurulu Başkanı Refik Aksoy, "Herkesçe tanınan markalara kendi etiketleriyle hizmet veriyoruz. Modeller konusunda iki yıl öncesine kadar onlar bizi yönlendiriyordu ama artik biz onları yönlendiriyoruz. Bu servisi de bize bıraktılar. Müşterilerimizi çok iyi tanıyoruz ve neyi satabileceklerini, hangi modellerin çizgilerine uygun olduğunu biliyoruz" diyor.


SOGUKTAN KAÇAN ÇOBAN AILESININ IÇIMIZI ISITAN ÇIKOLATALARI...

Yine soğuk kışlardan biri başlamıştır Sivas'ta... Hayvancılıkla uğrasan baba Çoban için bu kıs Sivas'taki son kıs olacaktır. Çünkü büyük miktarda hayvani telef olmuş, sermayesini kaybetmiştir. Baba Çoban o gün kararını alır:
”Kıs bittiği zaman bu karlı yeri bırakacağım ve kendime yeni bir memleket arayacağım.” Babasının aldığı bu kararla 1973 yılı Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çoban için yepyeni bir başlangıç olur.

O dönem ortaokul öğrencisi olan Çoban, kısa süre sonra ailesiyle birlikte çalışmaya baslar. Küçük bir isletme olarak kurulan Yayla Kozmetik, kısa bir sürede bölgenin en büyük üreticisi haline gelir. Kolonya, deodorant, sabun, şampuan gibi ürünler üreten Çoban ailesi, bir süre sonra ikinci bir is arayışına girer. Bu dönemde birlikte çalıştıkları toptancılar vasıtasıyla pazarın en hızlı giden ürününü bulur: Çocukların büyük ilgi gösterdiği kokolin.

1989 yılında bu ürünle temeli atılan Şölen Çikolata, ilk ihracatı da Irak'a yapar. Rusya’nın dağılması, Türkî Cumhuriyetler'in oluşumu Şölen Çikolata’nın önünü hızla açar. Ürün çeşitliliğini artıran firma, kısa süre sonra Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika, Japonya gibi ülkelere ihracata baslar.

Bugün Şölen Çikolata’nın 200'ün üzerinde markası olduğunu belirten Çoban, üretimin yüzde 25'i kadarının Avrupa, Amerika ve Kanada'daki bazı markalar için olduğunu anlatıyor. Büyümek için çok yol olduğunu söyleyen Çoban, amaçlarının olmayanı ya da üreticisi az olan ürünleri üretmek olduğunun altını çiziyor.

Bisküvi üretimi de yapacaklarını belirten Çoban, Şölen Çikolata’nın hedeflerine ilişkin ise şunları söylüyor:”Bisküvi pazarında pek çok çeşit var ama biz her çeşidi üretmeyeceğiz. Bunlarda da farklılaşmaya gideceğiz. İki sene gibi bir zamana ihtiyacımız var. Piyasaya çiçekle çikolatanın bir arada sunulduğu yeni bir Pazar sekliyle girmeyi planlıyoruz. Altı aydır bu çalışmayı sürdürüyoruz. Bazı stratejik noktalarda, kendini kabul ettirmiş çiçekçilerde deneme mahiyetinde uygulamalar yaptık. Sonuçlar çok basarîli.

Kaynak: Milliyet

SADECE 140 YILDA KAGIT HAMUR DEGIRMENINDEN KAMERALI CEP TELEFONLARINA

Şüphesiz, 1865'te Fredrik Idestam, Güney Fin Nehri'nin kıyısında bulunan bir kasabaya değirmenini kurarken şirketinin bir telekomünikasyon devi haline geleceğini tahmin etmiyordu. Şirketine, daha önce ilk defa 13. Yüzyılda Nokianvirta Nehri'nin kıyısında bulunan Malikâne için kullanılan Nokia ismini verdi. Nokia, eski Fince'de nokinäätä (soot marten) yani günümüz Finlandiya'sinda bulunan küçük, siyah postlu yirtici bir hayvan olan samur anlamına gelmektedir. Bay Idestam ilk olarak Nokia’nın ürünleri olan kâğıt ve kartonu Rusya'ya, İngiltere’ye, Fransa'ya ve daha sonra Çin'e taşıyan uluslararası bir satış ağı kurdu. 1920'lerde, galoş üreten komsu şirket Finnish Rubber Works, lastikler ve daha sonra lastik ürünler için (lastik halkalar, yağmurluklar ve lastik oyuncaklar) Nokia markasını kullandı. 1922'de, Finnish Rubber Works, elektrik nakli ve telefon, telgraf ağı için kablolar üreten Finnish Cable Works'ün büyük bir kısmini satın aldı.

1967'de, bu üç şirket Nokia Grup adi altında toplandı. İki yıl sonra Nokia, dünyanın ilk, CCITT Standartlarına (Uluslararası Telgraf ve Telefon Danışma Komitesi) uygun, 30-kanallı PCM (Pulse Code Modulation) transmisyon ekipmanını piyasaya çıkardı.

Nokia cep telefonlarının üretilme fikri, İskandinav Posta, Telefon ve Telgraf Yönetimi'nin ortak bir İskandinav Mobil Telefon (NMT) ağı kurma arzusuyla gelişti. 1979'da Nokia, radyotelefon teknolojisi geliştiren başka bir Finlandiyalı şirket olan Salora ile güçlerini birleştirerek, Mobira Oy isimli ortak bir şirket kurdu. 1982'de Mobira, ilk NMT cep telefonunu piyasaya çıkardı, MOBIRA SENATOR. 1984'te, Mobira, dünyanın ilk portatif NMT araç telefonu, NOKIA TALKMAN'i piyasaya sundu. Bu Nokia'ya içlerinde İngiltere ve Amerika’nın da bulunduğu yeni pazarlar sundu. 1987'de Mobira, dünyanın ilk NMT elde taşınır telefonu, NOKIA CITYMAN’ dünyaya tanıştırdı. 1989'da Morina, Nokia Mobile Phones oldu.

25 yıldan kısa bir sürede, cep telefonları küçüldü ve çok daha hafifledi, uluslararası standartlar genişledi ve NOKIA markası kağıt hamur, galoş veya oyuncak için değil de telekomünikasyon için fark edilen bir marka oldu. Bugün Nokia dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi ve veri, video ve ses ağı çözümlerinin lider sağlayıcısı. Nokia halen, 60,000'den fazla kişiye is imkanı sağlıyor ve 130'dan fazla ülkede satılıyor.

Kaynak: Uluslararası Markalar Birliği (INTA) Bülteni
Çeviren: Arzu Aypar

Bay Idestam ilk olarak Nokia’nın ürünleri olan kağıt ve kartonu Rusya'ya, İngiltere’ye, Fransa'ya ve daha sonra Çin'e taşıyan uluslararası bir satış ağı kurdu. 1920'lerde, galoş üreten komsu şirket Finnish Rubber Works, lastikler ve daha sonra lastik ürünler için (lastik halkalar, yağmurluklar ve lastik oyuncaklar) Nokia markasını kullandı. 1922'de, Finnish Rubber Works, elektrik nakli ve telefon, telgraf ağı için kablolar üreten Finnish Cable Works'ün büyük bir kısmini satın aldı. Bay Idestam ilk olarak Nokia’nın ürünleri olan kağıt ve kartonu Rusya'ya, İngiltere’ye, Fransa'ya ve daha sonra Çin'e taşıyan uluslararası bir satış ağı kurdu. 1920'lerde, galoş üreten komsu şirket Finnish Rubber Works, lastikler ve daha sonra lastik ürünler için (lastik halkalar, yağmurluklar ve lastik oyuncaklar) Nokia markasını kullandı. 1922'de, Finnish Rubber Works, elektrik nakli ve telefon, telgraf ağı için kablolar üreten Finnish Cable Works'ün büyük bir kısmini satın aldı. Bay Idestam ilk olarak Nokia'nin ürünleri olan kâğıt ve kartonu Rusya'ya, İngiltere’ye, Fransa'ya ve daha sonra Çin'e taşıyan uluslararası bir satış ağı kurdu. 1920'lerde, galoş üreten komsu şirket Finnish Rubber Works, lastikler ve daha sonra lastik ürünler için (lastik halkalar, yagmurluklar ve lastik oyuncaklar) Nokia markasını kullandı. 1922'de, Finnish Rubber Works, elektrik nakli ve telefon, telgraf ağı için kablolar üreten Finnish Cable Works'ün büyük bir kısmini satın aldı. Bay Idestam ilk olarak Nokia’nın ürünleri olan kağıt ve kartonu Rusya'ya, İngiltere’ye, Fransa'ya ve daha sonra Çin'e taşıyan uluslararası bir satış ağı kurdu. 1920'lerde, galoş üreten komsu şirket Finnish Rubber Works, lastikler ve daha sonra lastik ürünler için (lastik halkalar, yağmurluklar ve lastik oyuncaklar) Nokia markasını kullandı. 1922'de, Finnish Rubber Works, elektrik nakli ve telefon, telgraf ağı için kablolar üreten Finnish Cable Works'ün büyük bir kısmini satın aldı.

PORSCHE NASIL BASARDI?

Ferdinand Porsche 1875'te Almanya’nın Behemya kentinde doğdu.
Babası yoksul bir musluk tamircisiydi. Çocukluğunda babasının yanında, elinde tamir takim çantasıyla çoğu kez islere gitti. Bu arada teknik islere karsı merakî iyice arttı. Sadece is zamanı değil, bos zamanında da teknik ve elektrik tamirleriyle uğraşıyordu.

Liseyi bitirdikten sonra Teknik Üniversite'ye gitmek istedi, fakat kaydolamadı. Dinleyici öğrenci olarak dışarıdan derslere katildi. Büyük bir dikkâtle dersleri dinleyen Porsche ileride pahalı ve kaliteli bir araba üreteceğini nereden bilebilirdi ki? Bugün bile Türkiye'de en meşhur, en elit ve en pahalı arabalardan biri Porsche marka otomobildir. Kaldı ki Volkswagen tipi kaplumbağa arabalarını çizen de, motorundan bujisine ve sekline kadar üreten de aslında Ferdinand Porcshe'tur. Kaplumbağa, halk arabası olarak Hitler'e mal edilir. Hatta bu arabaların dizaynını Hitler'in çizdiği söylenir, fakat bu büyük bir yanılgıdır.

Porcshe'ta otomobil merakî ta genç yaslarda başladı. Elektrik motorları üreten bir firmada is buldu. Orada 2 yıl çalıştıktan sonra, o zamanın tanınan Şirketi Lohner otomobil şirket’inde çalışmaya başladı. Burada kendi tasarımı olan otomobilini yapma fırsatı yakaladı.

Elektrik motorunda iyice uzmanlaşan Porcshe, istenildiği tarzda yerleştirilebilen dingilli elektrik motoruyla çalışan otomobil üretti. Paris fuarında kendi ürettiği bu tarz otomobilleri sergilediğinde herkes hayran kaldı. Lohner- Porcshe olarak tanindi bu otomobiller. Elektrik motorunu benzinle besleyen bir tür değişik motor üretince, motor takımındaki bir iki parçaya gerek kalmıyordu. Yine o dönemin meşhur şirketlerinden olan Daimler Otomobil Şirketi’nde çalışmaya başlayan Porsche, uçak motorları dahil, ağır savaş topları taşıyan araçlarda üretti.

Hitlerin araç danışmanlığını da yapan Ferdinand Porsche, halkın satın alabileceği bir otomobil cinsi tasarladı. Hitler'in ona emrettiği tarzdaki arabanın koşullarını söyledi: 100 km hız 5 kişilik yer, 100 km'de en fazla 8 litre benzin tüketimi, 1000 markin altında satış fiyatı.
Wolks halk; wagen wagon (araba) yani halk arabası Wolkswagen ve böcek manasına gelen Porsche otomobillerini üreterek bu alanda bir ilki yarattı.
Alman Nasyonal Sosyalist Partisi'ne üye olup, oradan da SS'lere katılan ünlü Porsche otomobillerinin sahibi Ferdinand Porsche, askeri araç üretimi de yaptı. İkinci Dünya Savası’nın başlamasıyla buna ağırlık verdi. Alman devletinin en büyük Ulusal Onur Madalyası’nı aldıktan sonra profesör unvanı da kazandı. Tasarladığı Walkswagen'i, savaş cipi ve yüzer araç tiplerinde de üretti.

İkinci Dünya Savası’nda Hitler'in yenilmesinden sonra Porsche tutuklandı. Fransız cezaevine kondu. Fakat bir şey gözden kaçıyordu. Bu adam Yahudi’ydi. Hitlerin danışmanı olmasına ve SS'lere katılmasına rağmen bu adam bir Yahudi’ydi. Bu yüzden olsa gerek binlerce zavallı masum insanların, çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaslı cayır cayır yakılmasına rağmen Porsche kefaletle serbest bırakıldı. 65 yasına geldiğinde kendini otomobil fabrikasına adadı. Oğlu Ferry de kendisine yardim etti. İlk spor arabasını da piyasaya sürdü bu arada. Su an Porsche isletmelerinin merkezi Stuttgart olarak bilinir. Yine ayni şehirde, Stuttgart’ta 75 yasında öldü.

Ferdinand Porsche, Hitler'in Partisi Nasyonal Sosyalist İsçi Partisi'ne üye olmasında hiçbir kasti olmadığını söylemişti. Yapılan katliamları da her defasında kendi imkanları dahilinde önlemeye çalıştığını, hatta yasayanlar arasında buna şahit olanların bulunduğunu, sonuçta kendisinin de bir Yahudi olduğunu ifade ederek su açıklamalarda bulunmuştu:

“Hiçbir zaman siyasetle uğraşmadım. Partiye üye olmamdaki sebep, araç üreticisi olarak danışman seçilmemdi. Sadece isime gücüme baktım. Bir kişinin dahi öldürülmesinden sorumlu değilim. Ben herkes için bir şeyler üretmeye çalıştım. Hiçbir zaman da Hitler'in yaptıklarını tasvip etmedim. Hiçbir zaman sami karşıtı (Antisemit) olmadım, olmam da mümkün değil. Çünkü ben de sâmiyim. Ben ülkem Almanya için çalıştım.”

Hazırlayan: Ö.Faruk Reca

HEWLETT PACKARD (HP) : "IKI ARKADAS GARAJDA KURDULAR"

Bill Hewlett ve David Packard iki haftalığına gittikleri Colorado Dağları’nda bir kampta balık tutarken tanıştılar. Ardından da, David Packard'in California, Palo Alto'daki evinin arka tarafında yaralan garajda şirketin temeli atıldı. İki arkadaş, evin arkasındaki garajı kiralayıp, 538 dolar sermaye ile ise başladı. HP'nin ilk ürünü, Hewlett ve Packard tarafından bu küçük garajda geliştirilen ve ses ekipmanlarını test etmek için kullanılan HP 200AA ses osilatörüydü. İki arkadasın ilk müşterisi, Fantasia” filmi için yenilikçi bir ses sistemi arayan Walt Disney Stüdyoları oldu. 1940'li yıllarda David Packard, “Etrafta dolaşarak Yönetimkonseptini yarattı ve HP 'açık kapı' politikası ile yöneticilerin her seviyeden çalışanla görüşmeye ve yeni fikirlere açık olduğu, karşılıklı güvene ve anlayışa dayanan bir yönetim tarzını geliştirdi. HP, 1951 yılında yüksek hızda frekans sayacı HP 524A'yi icat etti. 1968'de ise dünyanın ilk bilimsel masaüstü hesap makinesi HP 9100'ü üretti. 11 Mayıs 2002 tarihinde rakibi olan bir diğer bilgisayar devi Compaq'la birleşti.

ADIDAS VE PUMA KARDESLIGI

Almanya’nın Herzogenerauch adındaki küçük bir kasabasında iki kardeş ayakkabı imal etmek üzere ufak bir atölye açarlar, Adolph ve Rudolph Dassler.

İkinci Dünya savası sonrası, Adalph Rudolph ile beraber çalışmak istemediğini, kendine ayrı bir ayakkabı imalathanesi açacağını söyler. Rudolph şaşırır çünkü ufacık bir kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun mantıklı olmadığını, bu ufak kasabada zaten insanların şayili ayakkabı satın aldıklarını, ikisinin birden batacağını söyler fakat Adolph dinlemez ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar.

Gerçekten de kısa zamanda aralarında kıyasıya bir rekabet baslar. Yıllar içinde rekabetleri doğdukları bu küçük kasabanın da dışına tasar. İki kardeş imalathanelerini ayırdıktan sonra küserler ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıldır küstürler.

Bugün bu iki firmanın genel merkezi de ufak bir kasaba olan Herzogenerauch'tadir. Adoph Dassler'in ayakkabı sirketinin adi ADIDAS, Rudolph'un ki ise PUMA dır.!!!

Kaynak: www.markademi.com